Sayfalar

20 Eylül 2011

Bir Balık Hikayesi




Biliyorum , uzuunn zaman oldu yazmayalı. Her biri ayrı bir hikaye olacak , maceralarla dolu, cıvıl cıvıl bir yazı geride bıraktık. Suya yazılan yazı misali çabucak geçti hepsi .Bu yaz da yelken açtık  yosun kokulu maviye... Kah mavilikler içinde , kah bakir yeşillikler içinde.  Kimi zaman ana kucağı gibi sakin, huzurlu ; kimi zaman ise Posedion'un dalgaları üstümüze saldığı , rüzgarın yelkenlerinizi bolca doldurduğu günler geçirdik. 



Geceleri sessizliği dinlerken kalbimle , danseden yıldızları seyretmek ve sanki uzatsam ellerimi  , dokunabileceğimi hissetmek . Samanyolunu izlemek saatlerce...Ve öylece uyuyakalmak yıldızların altında... Bunun adına kaçış demek lazım sanırım . İstanbul'dan ve kargaşadan kaçış. Huzurlu bir dinginliğe doğru bir yol alış . Mütemadiyen bir koşturma ve zamanla yarış modundan bambaşka bir moda geçiş. Öyle birşeyler işte.

Derken , asla kopmak istemediğimiz herşeyden kopma zamanı geldi. Kürkçü dükkanı misali , İstanbul kocaman elleriyle yakaladı hepimizi. Benden kaçış yok dercesine...Bizler de hikayemize kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Milyonlarca insan gibi. Bir dahaki buluşma için sözleşen aşıklar gibi ayrıldık  ailecek mavi hayattan.



Yaz başında Bodrum deparlı , yelkenli ile Yunan Adaları seyahatimizin ardından, finalini Gökova gezisi ile taçlandırdığımız , Bodrum ağırlıklı bir yazdı bizim ki...Balığın hikayesi de , Gökova dönüşü başlıyor.Yaklaşık beş deniz mili ile seyir halinde iken , büyük bir azimle oltamıza takılan balık , o gün bize , mezeli rakılı güzel bir öğle yemeği oldu. Resimlerle hikayemiz şöyle;


Herşey böyle başladı. Sakin bir Karacasöğüt sabahında yola çıktık erkenden.




O saatte herşey uyuyordu henüz. Bu şirin ördekler gibi...



Balığımız geldi. Bayağı bir uğraştan sonra zafer bizim oldu tabii ki...







Veee finalde , balığımız  fırına giriyor!!