Sayfalar

23 Aralık 2011

Yulaflı Zencefilli Dilimler



Günler , birini diğerinin üzerine hızla devirirken , ayları ve yılları ardımızda bırakırken , birdenbire geride bıraktığımız hatıraların arttığını farkederiz . Etrafımızdaki miniklerin hızla yetişkin oluşlarına tanık oluveririz . Uzun zaman görmediğimiz dostlarımızı gördüğümüzde , zamanın izlerini farkederiz yüzlerinde . İçimiz burkuluverir , neden bilmem kötü hissederiz kendimizi .

Geriye baktığımızda renkli anılar , yüzümüzde tebessüm bırakıyorsa , sıkıntılarımızda yanımızda dostlarımız varsa ...Ve onlarla gülüp , onlarla ağladığımız , gece gündüz kalbimizin onlar için pır pır ettiği annemiz , babamız , eşimiz , çocuklarımız , yeğenlerimiz  ve tüm sevdiklerimiz ...Ve biliyorsak ; ırak bile olsak , kalplerimiz beraber...İşte o zaman bilin ki ; en mutlu insanlarız. Her zaman güçlü ve bahtiyarız...



Yeni yılda yüreğiniz , önceki  yıldan daha sevgi dolu , daha umut dolu olsun !!! Sevdikleriniz hep yanınızda olsun!!!


Uzun süre taze kalan bu kurabiyeler , hem çok lezzetli hem de dar zamanlarınızda rahatlıkla uygulayabilirsiniz.
- 150 gr tereyağı
- 125 gr. yulaf ezmesi
- 100 gr. şeker
- 50 gr. esmer şeker
- 130 gr. pudra şekeri
- 50gr. un
- Bir çimdik tuz
-1/2 çay kaşığı toz zencefil
- 1 yumurta
- 1/2 bardak iri dövülmüş ceviz

Yapımı oldukça kolay. Eritilmiş tereyağı ve tüm malzemeleri karıştırın. Yağlı kağıt serili tepsiye kaşıkla incecik yayın. 160 C de 20 dk kadar pişirin.

Afiyet olsun!!!


12 Aralık 2011

Noel Öncesi Lyon

Geçen hafta dört günlüğüne bir Lyon kaçamağı yaptık hayatımla . İki gününde kendisi toplantıları ile haşır neşir iken , dağ tepe Lyon sokaklarını arşınladım . Fransa'nın ikinci büyük kenti olmasına rağmen , büyük bir şehrin karmaşasından uzak , telaşsız ve sakin . Sanayisi gelişmiş olsa da gastronomisi , bunun çok önüne geçmiş. Bu konuda müzesi dahi mevcut  ve bunun hakkını veren ,  bistro ve restoranlar göz alıcı...Şehre romantizm katan Rhone ve Saone nehirleri ise fotoğraf meraklıları için , unutulmaz kareler  veriyor.

Rhone nehrinde bir akşam üzeri...




Ara sokaklar...




Noel'e hazırlık yapan şirin bouchon'lar...



Rhone'da bir gece enstantenesi...




Işıl ışıl sokaklar...


Les Halles'de benim çıldırdığım dakikalar...












9 Aralık 2011

Bademli Antep Fıstıklı Kurabiye

Yine keyifli saatlerde çayın ya da kahvenin yanına güzel uyum sağlayan kurabiyeler...



Malzemeler ;

- 230 gr. tereyağı
- 200 gr. pudra şekeri
- 3 silme yemek kaşığı toz badem
- Aldığı kadar un
- 2 yemek kaşığı toz antep fıstığı (kurabiyelerin üstüne )
- 1 yumurta akı

Yapılışı ;

- Önce tereyağı ve pudra şekerini beraber karıştırın.

- Ardından diğer malzemeleri ilave ederek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur hazırlayın.

- Minik yuvarlak toplar hazırlayarak , önce yumurta akına , ardından antep fıstıklarına bulayıp , yağlı kağıt serilmiş kağıda dizin.

- 160 C de , üzerleri hafif pembeleşene kadar ( fazla değil ) pişirin.

- Afiyet olsun...

24 Kasım 2011

Patlıcan Musakka

İlk evlendiğimiz yıllarda , sevgilim ağzına patlıcan sürmezdi . Benim gibi patlıcan canavarı biri için enteresan bir durumdu tabii . Ancak nasıl olduysa , zamanla bu durum 180 derece değişti . Serdar benden daha çok patlıcan düşkünü biri oluverdi . Sonuçta , artık ailece seviyoruz patlıcanı . Esasında bir de sevgili kayınvalidemin elinden yemek lazım . Onun karnıyarık  , patlıcan salatası veya musakkası olduğu zaman benim için akan sular durur. Ben de kendimce yapıyorum işte.


Malzemeler ;

- 6 adet orta boy patlıcan

- 400 gr. orta yağlı kıyma

- 3 adet orta boy soğan

- 2 adet olgun domates (kesinlikle sezon domatesi olmalı . Ben yazın rondodan geçirip poşetleyip , deep-freez'e koyduğum domatesleri kullanıyorum kışın .Üzeri için , chery domates olabilir belki )

- 1/2  tatlı kaşığı biber salçası

- 1/2 demet maydanoz

- 1 diş sarımsak

- 2 adet sivri biber

-tuz , karabiber , pulbiber

Yapılışı  ;

-Patlıcanları alaca soyup , enine doğrayın ve tuzlu suda biraz beklettikten sonra , yıkayın ve suyunu süzün. Havlu kağıtla iyice kurulayın.

- Patlıcanların ön pişirme işini , iki şekilde yapabilirsiniz . Birincisi ; ya  fırının ızgara gözünü açarak hafifçe çevirmek veya annelerimizin usulü tavada kızartmak. Ben normalde , light şeklini tercih etsem de , bu sefer hafifçe kızarttım.

-  Başka bir tavada soğanları ince dilimleyin . Sırayla sarmısak ve doğranmış biberleri ve kıymayı  ilave edin. Pişene kadar kavurun. Domatesi , salçayı ve baharatları ilave edip , birkaç dakika pişirin .

-Ardından bir çay bardağı sıcak su ilave edin. Fırın kabına dizdiğiniz patlıcanların üstüne dökün. Üzerine doğranmış maydanozları ilave edip , fırına verin .

- 200 derece fırında 10-15 dk pişirin. Afiyet olsun !!









23 Kasım 2011

Dümen Suyumuzda Kalanlar



Gidilen , gezilen yerler de hayatın tadı tuzu değil mi? O da , yemek içmek gibi hayatımızın bir vazgeçilmezi. Gezilerim sayfasını bundan sonra ayrı tutmamaya ; tariflerimin yanında ,  rutin hayatın içinden kesitlerle beraber  , aynı sayfada paylaşmaya karar verdim . Tıpkı hayatın kendisi gibi ...

Dümen Suyumuzda Kalanlar - 1

KALİYMNOS




Yelkenli seyahatinin en güzel yanı da; sanırım , aylar önceden planlama gerektirmesi . Özellikle de yurt dışına çıkış yapılacak ise . Rotanın belirlenmesi ,gümrük için giriş-çıkış yapılacak limanların belirlenmesi , vize kontrolü , gerekli haritaların temini , eksik listesi , malzeme temini , gidilecek yerler ile ilgili ön bilgi vs...Liste uzayıp gidiyor ! Tüm bu hazırlıklar içimizdeki heyecanı daha da artırıyor tabii .


Geçtiğimiz yaz için rotayı oniki adalar (Yunanca Dodecannese ) olarak belirledik . Bir defada , irili ufaklı yirmiden fazla adadan müteşekkil tamamını gezme şansımız zaten yok . İlk etapta en kuzeyde Patmos'a çıkıp ki - yaklaşık 40 mil kuzeye çıkış sebebiyle - sanırım en zorlu kısım bu olacaktı . Patmos'ta gümrük işlemlerini yaptırıp , güneye doğru inecektik . Heyacanlı bekleyiş ve hazırlıkların ardından , yola çıkış tarihimiz nihayet geldi . Elif'in de okulu kapanır kapanmaz , kapağı Bodrum'a attık . Tabii insanın herşeyi planlama şansı maalesef olmuyor ! Meteorolojinin fırtına uyarısı vardı . Bizim de sıkıca takip edip , belki düzelir diye tahmin ettiğimiz durum daha kötüye gidiyor , fırtınanın şiddeti aksine artıyordu . Bize beklemek düştü . Zira denize çıkıp , marinaya dönüş yapan veya son anda sığınan denizcileri gördükçe , Posedion'u beklemenin akıllıca bir karar olduğuna kanaat getirdik . Dört günü Bodrum'da geçirdikten sonra cumartesi yerine , ancak çarşamba yola çıkabildik . Bu durumun iyi tarafı , meğer teknede yapılacak ne kadar çok iş varmış! Serdar ve Elif botu monte etti . Teknenin içi dışı rutin bakımlarının haricinde elden geçti . Yelkenlerin , elektronik aletlerin , motorun son kontrolleri yapıldı. Ben tekne alışverişi işini hallettim . Gittiğimiz yerlerde aradığımız herşeyi bulamama riskine karşı , detaylı bir liste yaptım . Gayet relax modda o işleri hallettik. Çarşamba sabahı , her şey neta , vira demir aldık .


Bu durumda rota yine değişti .Patmos'a 40mil kuzeye çıkarsak , daha çok görmeyi istediğimiz diğer adaları es geçmek zorunda kalacağız. Hızlı bir rota değişikliği ile , gümrük işlemlerini yapabileceğimiz , daha yakındaki ada olarak Kaliymnos'u belirleyip , yelkenlerimizi açtık . İçimiz pır pır ediyor . Tayfa üç kişilik ailemiz . Kaptan Serdar , ikinci kaptan ve aşçı bendeniz ve en değerli yolcumuz , teknenin pratik işler sorumlusu ve teknik konularda kaptana yardımcı uzman Elif . Serdar herşeyi titizlikle planladı . Her türlü navigasyon malzemesi temini , elektroniklerin kalibrasyonu , haritalar vs. Ellerine sağlık tüm tayfanın ! Herşey eksiksizdi . Güzel planlanan , keyifli bir tatil oldu .

Fotoğraflar birer anı olarak kaldı .



İlk limanımız Kaliymnos ;


Kaptan , Yunan bayrağını göndere çekerken...



Balıkçı amca selam veriyor   :))




Kalimynos limanına bağlandık. Bu da komşumuz minnoş!!






Elif sevinçten havalara zıplıyor!!




Tipik bir adalı sokağı...





 Kaliymnos'a kadar gelip sünger almadan olmaz  :))




Eskisi gibi çok olmamasına rağmen , süngercilik hala var tabii !!





Meşhur liman Vathi. Araç kiralayıp tüm adayı gezme imkanı bulduk . Harika doğası yanında ; çok şirin bu köyde , inanılmaz lezzetli bir yemek yedik . Közlenmiş patlıcanın tadı hala damağımda . Balık-rakı-meze üçlüsünden bolca yememize rağmen komik paralar ödeyip çıktık  :))))





18 Kasım 2011

Vişneli Kurabiye


Hafta başında koşturma ile geçen ilk dört günün ardından bugünü kendime ayırdım . Avare bir şekilde dolandım evin içinde . Elif okula gidince acele etmeksizin , keyif çayımı içtim . Kitap okudum saatlerce . Rutin işleri büyük bir haylazlıkla ağırdan alıp , notebookum önümde yayıldım . Geçen yazın ardından onun da günlüklerini tutmaya başladım . Bundan sonraki postlarımda göreceksiniz.  Film izledim . Bir iki dedikodu telefonu , ardından ... Mutfaktan gelen mis gibi kokular...



Malzeme ;

-  300 gr. tereyağı ( oda sıcaklığında )
-  250 gr. tozşeker
-  1 yumurta
-  125 gr toz badem veya fındık tozu
-  Aldığı kadar un
Yapılışı ;
-  Tereyağı ve şekeri bir kabın içinde karıştırıp yumuşatın.
-  Yumurtayı ekleyip , karıştırmaya devam edin.
-  Diğer malzemeleri de ekleyip , kulak memesi yumuşaklığında bir hamur hazırlayın.
-  Üzerini streçleyip , yarım saat buzdolabında dinlendirin.
-  Hamuru dolaptan alıp , ceviz büyüklüğünde parçalar alın .
-  Çay tabağı büyüklüğünde elinizle açıp , içine vişneyi koyup kapatın. Yuvarlak bir şekil verin.
-  Önceden ısıtılmış fırında 160-170 derecede , fazla kızarmadan pişirin.
-  Tepsileri fırından çıkarıp , soğuduktan sonra , isterseniz üzerine pudra şekeri dökün.
-  Afiyet olsun !


7 Kasım 2011

Bir Bayram Sabahı

Evet , bir bayram sabahını böyle karşıladı İstanbul. İstanbul'da bayram geçirmeye alışkın olmayan sevgilimle beraber , erkenden kalktık. Elif' doğal olarak sabahın köründe  sıcacık yatağından kalkmak istemeyince , biz termosumuza kahvemizi doldurup ,fotoğraf  makinemizi de kapıp kendimizi dışarı attık. İstanbul'u sakin ve dingin yakalamak malum pek zor !!! Evet , herkese iyi bayramlar !!! Fotoğraf maceramız devam edecek . Şimdilik birkaç kare aşağıda ;














Bu minnoş da yemek bulma derdinde sanırım;





Ağını toplayan balıkçılar ;







Onlar olmadan İstanbul ? Düşünemiyorum...














5 Kasım 2011

Arası Elmalı Kek


Son zamanlarda içimden hiçbirşey yazmak gelmese de , kasvetli ruh halinden sıyrılıp , daha çok dayanışma ve birlik olma zamanı şimdi . Özellikle bayram arifesi şu günlerde ihtiyacı olanlara yardım elimizi uzatarak , bir yüzü daha güldürmek kadar insanı mutlu eden bir şey olabilir mi acaba ?

Bu keki geçen hafta Gamze Bursa'nın  450 gr. kitabından yapmıştım , ancak şimdi yazabiliyorum. Aslında bayram için yaptığım güzel tatlılar var ama resimlerini çekip sonra girebileceğim.

Tarif şöyle ;



Malzemeler ;

*  3 küçük kırmızı elma
*  5 çorba kaşığı tozşeker
*  1,5 tatlı kaşığı tarçın
*  125 gr. oda sıcaklığında margarin
*  2,5 su bardağı un
*  3 çorba kaşığı yoğurt
*  1 çay kaşığı karbonat
*  1 tutam tuz

Yapılışı ;

*  Elmaları rendenin iri tarafı ile rendeleyin. Tozşekerin 3 kaşığı ile tarçını ilave edip karıştırın. Ben elmaları sulanma riskini düşünerek 2-3 dk. ocakta çevirdim. Bu yüzden belki 3 değil 4 elmadan yapsaydım , sanırım daha iyi olurdu.

*  Tozşekerin kalan 2 kaşığı ile diğer malzemeleri ilave edip , hamuru hazırlayın.

*  Hamurun yarısını bir kenara ayırın.

*  Diğer yarısını yağlanmış kek kalıbına yayın.

*  Üzerine elma karışımını yerleştirin.

*  Kalan hamuru da merdane ile açarak en üste koyun.

*  Önceden ısıtılmış fırında (180 derece) , üzeri pembeleşinceye kadar pişirin.

*  Soğuduktan sonra pudra şekerini serpin.

* Afiyet olsun!!








15 Ekim 2011

Güz'e Merhaba


Gün gelir yazın coşkusu , hareketi , kendinini ağırbaşlı , dingin sonbahara bırakıverir . Su gibi akan günler , birbirini hızla kovalarken ve  kimi zaman da bizler zamanın,  nasıl bu kadar hızlı geçtiğinin farkına bile varmazken , bakmışız ki kış yine kapıda . İşte kışa teslim olmadan direnir yürekler güzü upuzun yaşayabilmek için . Oysa o da göz kırpar gibi , aniden yok oluverir gözünüzün önünden . En güzeli de sonbaharın o doyumsuz renkleridir , bizi alıp götüren.

İşte o küçük molalarda , gökyüzünün maviden griye göndüğü ama henüz ıslatmadığı günlerde çektiğim birkaç fotoğraf;













11 Ekim 2011

Kabak Sandal


Kabak da mutfakların vazgeçilmezidir genelde . Her kalıba girer çünkü . İster fırında , ister kızartma- mücver ,  ister bol dereotlu naneli tencere yemeği veya dolmasını , isterse rakı sofranıza meze yapın . Hepsi ayrı bir lezzet. Bizim evde seviliyor neyse ki...

Bu yemeği ise genelde beşamel soslu yapardım. Geçenlerde lezzet dergisinde kıymalı ve bulgurlu  tarifini gördüm. Böylesi yediklerine dikkat edenler için daha uygun. Ben de babacığımız için böylesini tercih ettim bu sefer.



Malzemeler ;

- 4 adet orta boy kabak
- 1 adet domates
- 3 Orta boy soğan
- 5-6 yemek kaşığı bulgur
- 350-400 gr. kıyma
- tuz , karabiber
- 2 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri

Yapılışı :

- Önce bulguru küçük bir kapta haşlayın.Suyunu süzüp bekletin.

- Kabakları ikiye bölüp, kenarlarından birer cm çıkararak içini alın.

-Kabakları yumuşayana kadar haşlayın.Ve soğumaya bırakın.

- Kıymayı biraz zeytinyağı ile kavurun.

-Bu arada soğanları yarım ay şeklinde doğrayıp sararana kadar zeytinyağı ile çevirin. Domatesi de ilave edip 1-2 dk. çevirin. Kıymaya ekleyin.

- Tuzunu ve karabiberini ilave edin.

- Karışımla kabakların içlerini doldurun. Fırına verin. 10 dk. yeterli.

- Fırından alınca üzerine maydanoz veya dereotu ile süsleyin. Ve servise alın.

- Afiyet olsun !!!  :)

9 Ekim 2011

Ayvalık'tan Yöresel Bir Tat



Her sene canım annecim ve babacığımı görme bahanesi ile de olsa gitmekten inanılmaz zevk aldığımız yer orası. Cunda'nın rakı-balık-roka üçlüsünden , sokaklarında yürürken her defasında kokusuna dayanamayıp alınan lokma tatlısından , Burhaniye pazarından  vazgeçemediğimiz yer orası. Misler diyarı bir yer. Tarladan sebzemizi ellerimizle topladığımız tek  yer. Vazgeçmek zor yani...

Bu yaz ( henüz kış gelmediği için halen bu yaz diyorum ) Karaağaç pazarından bir teyzeden almıştım ; " Kurutulmuş sebzeler " . Ben patlıcan , domates, kabak ve iki çeşit biberden bir karışım aldım.  Nasıl yaptıklarını sormayı da ihmal etmedim tabi ; Çok basit kaynar suya atıp yumuşayana kadar haşlanıyor . Sonra , zeytinyağı ile tavada çevrilip servis tabağına alınıyor. Üzerine sarmısaklı yoğurt ve kırmızı biber. Bu kadar .

Benim için , yazın teknede taze sebze bulamadığım anlarda kurtarıcım oldu. Lezzeti de gayet güzeldi doğrusu...



20 Eylül 2011

Bir Balık Hikayesi




Biliyorum , uzuunn zaman oldu yazmayalı. Her biri ayrı bir hikaye olacak , maceralarla dolu, cıvıl cıvıl bir yazı geride bıraktık. Suya yazılan yazı misali çabucak geçti hepsi .Bu yaz da yelken açtık  yosun kokulu maviye... Kah mavilikler içinde , kah bakir yeşillikler içinde.  Kimi zaman ana kucağı gibi sakin, huzurlu ; kimi zaman ise Posedion'un dalgaları üstümüze saldığı , rüzgarın yelkenlerinizi bolca doldurduğu günler geçirdik. 



Geceleri sessizliği dinlerken kalbimle , danseden yıldızları seyretmek ve sanki uzatsam ellerimi  , dokunabileceğimi hissetmek . Samanyolunu izlemek saatlerce...Ve öylece uyuyakalmak yıldızların altında... Bunun adına kaçış demek lazım sanırım . İstanbul'dan ve kargaşadan kaçış. Huzurlu bir dinginliğe doğru bir yol alış . Mütemadiyen bir koşturma ve zamanla yarış modundan bambaşka bir moda geçiş. Öyle birşeyler işte.

Derken , asla kopmak istemediğimiz herşeyden kopma zamanı geldi. Kürkçü dükkanı misali , İstanbul kocaman elleriyle yakaladı hepimizi. Benden kaçış yok dercesine...Bizler de hikayemize kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Milyonlarca insan gibi. Bir dahaki buluşma için sözleşen aşıklar gibi ayrıldık  ailecek mavi hayattan.



Yaz başında Bodrum deparlı , yelkenli ile Yunan Adaları seyahatimizin ardından, finalini Gökova gezisi ile taçlandırdığımız , Bodrum ağırlıklı bir yazdı bizim ki...Balığın hikayesi de , Gökova dönüşü başlıyor.Yaklaşık beş deniz mili ile seyir halinde iken , büyük bir azimle oltamıza takılan balık , o gün bize , mezeli rakılı güzel bir öğle yemeği oldu. Resimlerle hikayemiz şöyle;


Herşey böyle başladı. Sakin bir Karacasöğüt sabahında yola çıktık erkenden.




O saatte herşey uyuyordu henüz. Bu şirin ördekler gibi...



Balığımız geldi. Bayağı bir uğraştan sonra zafer bizim oldu tabii ki...







Veee finalde , balığımız  fırına giriyor!!