Sayfalar

5 Ocak 2014

Fırında Parmesanlı Patates



Günler hızla akıp giderken, yeni bir yıla daha başladık bile. Hızla tükenen her şey gibi 2013 te hızla arşive girdi bile. Her yeni bir yılın başlangıcında olduğu gibi, 2014 için de yeni kararlar alındı, sözler verildi. Daha mutlu, daha sağlıklı olmak için. Belki sevdiklerimize daha çok vakit ayırmak için. Belki daha zayıf, daha güzel olmak için. Belki görmediğimiz yerleri gezip dolaşmak için. Belki yeni bir şeyler öğrenmek için. Bitmek bilmeyen istekler, hedefler...  Ben kendi namıma daha dingin bir yıl diledim. "Ailem  ve sevdiğim dostlarla bir arada...Enerjimi düşüren her şeyden ve insanlardan uzak..." Bu kadar...Böyle olduğu zaman mutluluk zaten yanınızdan hiç ayrılmayacak, inanın!



Malzemeler ;

* 2 Soğan
* 1 Orta boy havuç
* 3 Orta boy patates
* 300 gr. Kıyma
*  Karabiber, tuz
* Yarım bardak rendelenmiş parmesan
* 2 yemek kaşığı zeytinyağı
* Yarım demet maydanoz

Yapılışı :

* Patatesleri biraz diri kalacak şekilde haşlayıp, soyduktan sonra minik küpler halinde doğrayın.

* Havuçları yıkayıp kabuklarını soyun ve rendeleyin.

* Soğanları uzun uzun doğrayıp, havuçlar ile birlikte bir tavaya alın. Rengi hafif sararıncaya kadar, zeytinyağında çevirin.

* Daha önce kavurmuş olduğunuz kıymayı da ilave edip bir iki dakika çevirin

* Haşladığınız patatesleri de ilave edin. Hep beraber bir iki dakika daha çevirip ocağın altını kapatın.

* Karabiber, tuz ve iyice yıkayıp, minik minik doğradığınız maydanozu ilave edin.

* Malzemeleri bir fırın kabına alıp rendelediğiniz parmesanı üzerine dökerek fırına verin.

* Yaklaşık 10-12 dk. sonra yemeğiniz servise hazır. Afiyet olsun!


 

25 Eylül 2013

Vişne Reçeli



Araya zaman girince cümlelerin girizgahı da zorlaşıyor. Bol oksijenin verdiği enerji, güne mavi derinliklerde başlamanın verdiği zindelikle birleşince, hızla akıp gitti her şey. Miskin kediler misali kitap okurken, kapanıveren göz kapakları ve tembelliğin inanılmaz hazzı...Beraberinde, metastaz etkisi yaratan boş vermişliğin dayanılmaz cazibesi ile geçen günler. Gündüz  mavinin yeşille olan raksının güzelliğine, gecenin  sonsuz dinginliğinin eşlik ettiği huzur. Derken yine kaosu, karmaşası ile İstanbul. Okul hazırlıkları, kış hazırlıkları, özlenen dostlar, arkadaşlar...

Kışa girmeden yine domates soslarımı hazırladım. Salçalarımı canım annem sağ olsun, onun elinden yemeye devam edeceğiz. Bu arada, birbirinden renkli , lezzetli reçeller yapmayı ihmal etmedim.



Kayınvalidem her daim harika reçeller yapar, onun elinin lezzeti der,  pek bulaşmazdım yakın zamana dek. Geçen kıştan beri ben de özendim kendisine. Ufak ufak derken, bu yaz bayağı bir şeyler yaptım. Yaptıkça da hoşuma gitti. Şekersiz reçel denemem dahi oldu. Bu sefer  zamanı geçmeden yaptığım vişne reçelini anlatmak istiyorum.

 
 
 
Ben 1 kg. vişne ile yaptım.
 Kullanılan malzemeler ;
 
* 1 kg. vişne
* 1 kg tozşeker
* 1/2 limon suyu
 
Güzelce yıkadığınız vişnelerin çekirdeklerini çıkarın. Genişçe bir tencereye yerleştirip, üzerine  tozşekerini ilave edin. Tüm gece beklettikten sonra sabah 35-40 dk. kadar kaynatın. Ocaktan almadan5 dk. evvel sıktığınız limonun suyunu ilave edin. Bu arada benim mis kokulu ıtırımdan 2 yaprak koymayı ihmal etmedim. Harika bir rayiha veriyor. :)) Güzelce temizleyip kuruttuğunuz kavanoza,reçeli koyup kapağını kapatın. Ters çevirip soğuyana dek bekletin. Afiyet olsun !
 
 
 
 
 
 
 
 
 






   

3 Haziran 2013

İstanbul


Çınarı yıkmak için baltayı köküne vururlar,
Kaç kere, kaç yerde baltalandı kök...
Yürümez oldu su.
Dallar kurudu,
Kırıldı kanat,
Öldürdüler aklı...

.............

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve yaşamak bir orman gibi kardeşçesine...


Dizelerinin sahibi büyük şair, Nazım Hikmet'i, ölümünün 50. yılında, yaşadığımız şu günlere pek de anlamlı düşen sözleri ile anmış olduk.

İçimden birşey yazmak gelmiyor...İstediğim şey haykırmak sadece...Aslında yazmak ta bir çeşit haykırış değil mi? İstanbul fotoğrafları eşliğinde vicdanları adalet terazisine yerleştirip, halkların taleplerinin gözardı edilmediği, referansların eğitim ve bireysel özgürlükler olduğu bir toplum hayali ile yazımı bitirmek istiyorum. Hani şu meşhur filmdeki gibi  " Herşey güzel olacak ". Bir ütopya mı acaba?


 
 
 
 
 
Bu güzel şehir hepimizin...
 
 
Son sözler yine büyük üstaddan...
 
 Ceviz Ağacı
 
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Kopariver, gözlerinin gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
 
Nazım Hikmet
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 




4 Mayıs 2013

Buongiorno Milano



Anne kız minik bir kaçamak yaptık geçen hafta. Birkaç günlüğüne Elif'in tatilinden istifade Milano'ya gittik. Moda, zenginlik ve sanat üçlemesi şeklinde özetleyebileceğimiz şehirde birkaç gün gönlümüzü şenlendirip geldik.
Şehrin simgesi  turistik "must see" lerin ilk durağı; Duomo'dan başlamazsak olmaz sanırım ;




 
Terasında oldukça keyifli dakikalar geçirdik doğrusu...
 
 
 
 
 
Şehrin kuzeybatısında kalan Castello Sforzesco...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Harika İtalyan lezzetlerinin ardından, görkemli kiliseler, şık butikler ve restore edilmiş şık binaların arasından, Milano sokaklarında bol bol yürümek lazım :)) Tarihi binaların nasıl güzel korunduğuna bir daha şahit olmak; canım İstanbul'un halinden sonra insanın içini acıtıyor doğrusu...
 
 
 
 
 
 
Milanonun bir diğer simgesi Galleria Vittorio Emanuele II. Bir ucu Duomo'ya, diğer ucu La Scala'ya çıkıyor. Tarihi bir binanın dokusunun bozulmadan nasıl güzel bir alışveriş merkezi olabileceğinin güzel bir kanıtı sanırım.
 
 
 
 
Bu güzelim ayakkabıları şık bir butik vitrininden sanmayın. Ünlü department store Rinascente'nin en üst katındaki bir pastanenin vitrini :)) Buradaki teras enfes Duomo manzarası eşliğinde akşam saatlerinde çok keyifliydi doğrusu.
 
 
 
 
Biletlerini aylar öncesinden aldığımız La Scala'da Verdi'nin Oberto'su.
 
 
Dünyanın en tanınan operalarından birinde böyle keyifli saatler geçirmek ruhlarımıza çok iyi geldi. Yine İstanbul aklımıza gelip biraz hüzünlensek te, harika bir gecenin tadını çıkarmayı ihmal etmedik. Bol bol yürüdük,  Kendimize ara ara minik dozlarda,  minik güzel molalar hediye etmeye devam etme kararı alarak İstanbul'un yolunu tuttuk.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

21 Nisan 2013

Keçi Peynirli Reyhanlı Kek

 
 


"Ağır ağır ölür,
Yolculuğa çıkmayanlar,
Kitap okumayanlar,
Müzik dinlemeyenler,
Gönlünde incelik bulundurmayanlar..."
                                                   Pablo Neruda

Ne güzel söylemiş büyük üstad...Gri bir haftasonunda yapılabilecek en güzel şeydi okumak. Babamız yokken biz de bol bol okuduk Elif'le. Ben Neruda'ya kilitlenirken, o karakalem çalışıyordu bir yandan. Sessiz sakin bol kitaplı, bol filmli bir haftasonu oldu...Bunlardan KonTiki'yi keyifle izledik. Norveçli kaşif/bilimadamı Thor Heyerdal'in 1947'de 5 arkadaşı ile beraber, tamamen ilkel şartlarda yaptığı 101 günlük yolculuğu anlatıyor. 32. İstanbul Film Festivali'nde de gösterilen Oscar ve Altın Küre adayı olan film; Okyanus,deniz ve doğa konuları ilginizi çekiyorsa  izleme listenize girmeli derim.Yanında çayınız ve ona eşlik eden birşeyler varsa keyfiniz ikiye katlanabilir tabii...

  •  3 yumurta
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 250 gr. keçi peyniri
  • 1/4 su bardağı zeytinyağı
  • 1 su bardağı tam buğday unu
  • 1/4 su bardağı kepekli un
  • 1/2 demet dereotu ve maydanoz
  • 1 yemek kaşığı reyhan
  • 1 kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı tuz


* Yumurtaları 1-2 dk . Karıştırdıktan sonra sırayla zeytinyağını , yoğurt, un ve tuzu ilave edin.
* Kariştirmaya devam ederken, içine keçi peynirini, minik minik doğradığınız,dereotu, maydanoz, reyhanı koyun
* En son kabartma tozunu ilave edin. Üzerine susam ilave edip, fırına verin. Afiyet olsun...











9 Nisan 2013

Zahter (Dağ Kekiği) Salatası




Her ne kadar henüz gidememiş olsam da Antakya mutfağı fazlasıyla ilgimi çekiyor. İlk fırsatta gitme planları yaptığım bu güzel yere ait bir salata tarifi vereceğim şimdi. Orjinalinde olmasa da ben biraz ceviz ilavesiyle ufak bir yorum yaptım.

  •  2 demet taze dağ kekiği
  • 2 demet maydanoz
  • 1 demet taze soğan
  • 1 tatlı kaşığı pul biber
  • 1 talı kaşığı sumak
  • 5-6 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1/2 fincan nar ekşisi
  • 5-6 kaşık ceviz
Dağ kekiğinin ince filizlerini alarak iyice yıkayın. maydanoz ve yeşil soğanı da iyice temizledikten sonra, diğer yeşilliklerle beraber ince ince doğrayın. Tüm malzemeleri karıştırıp harmanlayın ve servise alın.

5 Nisan 2013

İç Baklalı Enginar




Pablo Neruda'nın bir şiirinde dediği gibi, "sessizlik ve sarıya bürünerek gelen kış", yerini "kırmızı çiçeklerle yanıp tutuşan buğday"a bıraktı. Ağaçlarda açan tomurcuklar baharın bir habercisi değil mi zaten? Hafif geçen bir kışın ardından yaz göz kırpmaya başladı ve yine Neruda'nın da satırlarında tarif ettiği gibi ; hassas kalbiyle bir savaşçı gibi giyinen enginarın zamanı geldi. Bu dönemde benim her hafta pazardan muhakkak aldığım bir sebze enginar. Anlatmaya ne hacet? Kışın döndüğünü bu kadar güzel haber veren bir lezzet daha var mı? İç baklalı yaptım bu sefer.


Malzemeler;

  • 4 adet enginar
  • 2 adet orta boy soğan
  •  Bir kase iç bakla
  • 1 orta boy havuç
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • 1/2 limonun suyu
  • 1 tatlı kaşığı tozşeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1/2 demet dereotu

Yapılışı;
  • Soğanları uzun uzun doğrayın. Küp küp doğradığınız havuç ile birlikte zeytinyağında sararana dek çevirin.
  • Ardından iç baklaları, limonlu suda beklettiğiniz enginarları, limo suyunu,tuzunu ve şekerini ilave edin.Tencerenin kapağını kapatıp pişmesini bekleyin.Düdüklüde 6-7 dk yterli oluyor.
  • Servise alırken üstüne ince ince doğradığınız dereotunu ilave edin.




7 Mart 2013

Ispanaklı Mantarlı Kiş




Uzun bir ara verdik yine...Hep birşeylere yetişme derdiyle.Zamanı tüketmek için neden bu kadar acele ederiz bilmem ama, mütemadiyen koşarız bir yerlere. Saatle yarışırcasına..,.Koşturmalar hep var tabii ama, bazen dingin anlar bulmak, gerçekten zor oluyor.Ve ben böyle zamanlar haricinde yazmaktan hoşlanmıyorum. Çünkü yazmak benim için öyle alelade bir şey değil. Aksine çok özel ve özenilmesi gereken birşey. Bir o kadar da zor...

Bu tarifi uzun zamandır yazmak istiyordum. Kiş, beş çaylarının ve pazar kahvaltılarının vazgeçilmezi elbette. Özellikle de ıspanaklı ve mantarlısı favorim.Tarif şöyle;

Malzemeler;

Hamuru için:

* 2 su bardağı un
* 100 gr. oda sıcaklığında tereyağı
* 1 yemek kaşığı yoğurt
* 2 yemek kaşığı soğuk su
* 1 yumurta sarısı
* 1 çay kaşığı tuz

İç malzeme:

* 200 ml krema
* 2 yumurta
* 1 su bardağı rendelenmiş kaşar
* 1/2 ıspanak
* 2 soğan
* 200 gr. mantar
* Tuz, karabiber

Yapılışı :

* Tüm  malzemeyi karıştırarak hamuru bir top haline getirin. (Kullandığınız unu sertliğine bir miktar azaltıp artırabileceğinizi unutmayın). Streçe sararak buzdolabında 15 dk. bekletin.
*Dinlenen hamuru merdane ile açıp tart kalıbına yerleştirin.10 dk. kadar bir ön pişirme yapıp fırından çıkarın.
* Bu arada soğanları zeytinyağında pembeleştirin. Mantarları da ilave edip 5 beraber pişirin.
* Tuz ve karabiberi ilave edip soğumaya bırakın
* Malzemeye kaşar rendesi, yumurta ve kaşar rendesinin 3/4ünü  ilave edip, fırından çıkardığınız tabana dökün.
* Önceden ısıtılmış fırında 25-30 dk. üstü kızarana dek pişirin. Kaşar rendesinin kalan kısmını pişmeden 5 dk önce kişin üzerine dökün. Üstü pembeleşince fırından alın.








 

18 Ocak 2013

Tarçınlı Cookie




"Hayat gidenlerle gelenlerin birbirine vedasıdır" demiş üstadın biri. Hergün nice vedalara şahit oluyoruz. Kimi zaman, gözucu ile okuyup geçtiğimiz satırlarda veya dinlediğimiz bir haberde rutin bir şekilde...Kimi zaman ise, uzunca düşündüren, hüzünlendiren...İnsanın içine işleyen...Tanımak gerekmiyormuş meğerse. Gözünün içine bakıp konuşmadığı, hatıralarının olmadığı birine, insan ardından üzülmezmiş gibi geliyor. Oysa bu sefer öyle olmadı. Hiç tanımadığım, gözlerinin içine bakarak konuşmadığım biri daha veda etti. Hayat işte diyemedim. Belki enerjisi bu kadar yüksek, herşeye rağmen hayata bu kadar güzel bakıp, gülümseyen biri olduğu için, belki de  hem tanımadığım halde bu kadar aşina olduğum için, kendimden birşeyler eksilmiş hissettim bugün. Bir  yandan yaşlanıyor muyum acaba diye de sormadan da edemedim. Gelenlere daha çok sevinip, gidenlere daha çok üzülmeye başladım.Üstelik bunun için, onların hayatınızda olması gerekmediğine karar verdim. Mehmet Ali Birand'a ben de kendimce veda etmek istedim. Güleç yüzlü bir insan daha hayatımızdan eksildi. Geçenlerde müzesini gezdiğim Burhan Doğançay da terketti bizi. Kelimelere sığmaz, o çok değerli insan...Mekanları cennet olsun!

Bu  kasvetli günde, tatlı birşeyler paylaşmak benim için de iyi olacak hiç şüphesiz. Hele uzunca bir zaman da yazamamışken...Fotoğrafsız bir tarif vermedim şimdiye kadar, teknik bir sorun oluştu şu anda, düzeltebilirsem bilahare ilave edeceğim.

Malzemeler;
-110 gr. tereyağı
-140 gr. esmer şeker
-2 yumurta
-170 gr. un
-yarım paket kabartma tozu
- 1 çay kaşığı tarçın

Yapılışı:

* Tüm malzemeleri karıştırıp, yumuşak bir hamur elde edin.
* 15 dk buzdolabında beklettikten sonra, merdane ile yarım cm kalınlığında açın.
* Yuvarlak bir kalıp veya bardak yardımı ile yuvarlak parçalar elde edin.
* Yağlı kağıt serili tepsiye dizip, üstü hafif kızarıncaya kadar pişirin.
 

4 Ekim 2012

Yazdan Kalanlar



Kürkçü dükkanına dönen tilki misali, toplaştık yine Şehr-i İstanbul'da. Kopulmak istenip te bir türlü kopulamayan bir sevgili sanki bu şehir. Kopamadığı bağları var herkesin. Çoğumuzun ortak paydası işlerimiz. Ekmeğini kazanır herkes, onun çevresinde, hayata bir tarafından tutunuruz ailelerimizle. Tutunmak bir o kadar zor olsa da, var gücümüzle tutunuruz o ağlara. Aşklar var bu şehirde, gönül yaraları, paylaşılan güzel anılar, aile bağları...Belkide adını koyamadığımız başka bir şey. Velhasıl İstanbul sevsek te, nefret etsek te içimizdedir bizim. Ve O'na dönüş kaçınılmazdır.



Hafif bir hüzünle gelir genelde güz. Suratını asan küçük bir çocuk gibi kararır bulutlar, ağlar sanki ne yapacağını bilemez bir edayla. Yağsa mı ? Fikir değiştirip güneşin gülümsemesi ile içimizi ısıtsa mı? Bir yandan bir koşturma vardır her daim. Zira okullar açılır, kitaptı kırtasiyeydi, bitmek bilmez bir türlü. Kimileri yeni bir okulda, yeni bir hayata yelken açarken; kimileri ise,  aşina sınıflarına, sıralarına kavuşurlar. Çalışanlar ise son izinlerini kullanıp dönmüşlerdir mekanlarına. Kimi evlerde ise kışlık hazırlıkları da başladı, bitmek üzere hatta...

Her mevsimin kendi güzelliği ayrı elbet. Velakin, yaprakların yavaş yavaş salınarak kendini yere bıraktığı şu günlerde, coşkulu yaz günleri şimdiden burnumda tütüyor.

Güzel anılar gözümün önünde raksederken; yine " Dümen Suyumuzda Kalanlar " yazı dizime devam etme zamanı geldi de geçiyor. Geçen seneki rotaya ilaveler var elbet. Çok tekrara düşmemek namına, Kalimynos ve Kos gezilerinden bir kaç fotoğraf serpiştirip, Rodos ve Simi'yi  anlatacağım.

Bizim Elif'le Bodrum'da ağustos böceği misali günlerimiz çarçabuk geçti. Babamız, kaptanımız ve herşeyimiz gelince , bir günlük molanın ardından, ertesi sabah erkenden yola çıktık.



Gitmeden önceki gün Yalıkavak Havva Abla'da güzel bir kahvaltı etmeyi ihmal etmedik.

 
Havva Hn. börekleri hazırlamış, menemene geçmiş bile. 
 
 
 
Bir yandan odun ateşinde pişen ekmekler, bir taraftan canım su böreği, insan beklerken bile sabırsızlanıyor...
 
 
Kahvaltı sofrasındaki yeşillikler, domates ve salatalıklar kendi bahçesinden. Reçeller de Havva Hn.'ın elinden çıkmış ve inanılmaz lezzetliydi.Doğrusu en çok domates reçelini beğendik, harikaydı.
 
 
 
 
Bu dopingle sabah erkenden kalkabiliriz sanırım.
 
 
Günün ağarmaya başlaması ile, bizde hareketlenme başladı.
 
 
 
Yalıkavak marinayı ardımızda bıraktık bile!
 
 
 
 
 
Tatlı bir rüzgar var. Orsadan orsadan yol alıyoruz...
 
 
İlk durak Kalimynos. Rutin giriş işlemlerinin ardından, biraz yürüyüş yaptık limanda.
 
 
 
Dolaşırken, mütevazi adanın şirin halkı için anlamlı bir ana denk geldik.Gelin babasının kolunda kiliseye doğru yol alıyorlardı...
 
 
 
Çok sevdiğimiz Vathi ;
 
 
 
 
 
 
 
Emporio'da vazgeçemediğimiz Artistico cafe.
 
 
Kos'ta aracımızı kiralayıp, adanın batısına doğru yol aldık. Güneybatıda yer alan, ada merkezine 42 km uzaklıkta,  Kefalos'a gittik. Kalabalık yerleri es geçip, buranın en ucunda şirin ve sakin bir plajda günü geçirdik. Denizi kristal formunda ve berraktı. Ancak Kos merkezdeki deniz, çok iç açıcı değildi.
 




Kos limanının gece görüntüsü.



Kos'un içindeki otantik çarşıda güzel bir akşam yemeği yedikten sonra, dolunayı karşımıza alıp, romantik anlarınmızı ölümsüzleştirdik :))

 
Bu adalarda ikişer gün kalıp, Simi'ye geçmeden önce, Knidos'u geçip Palamutbükü'nde bir gecelik mola verdik. Bu çok sevdiğimiz şirin köyün dahi, görmediğimiz iki yıl zarfında ne kadar değiştiğini gördük. Bakir kalmasını arzu ettiği bir yerin, bu kadar hızlı değiştiğini görmek, insanın biraz içini sızlatıyor doğrusu. Ama buradan ayrıldığımız sabahki köy pazarını unutamayacağım. Yerlilerin tarlasından sabah koparıp getirdiği tazecik ve mis kokulu meyveleri yol boyunca afiyetle yedik. Bizim kaptan patlıcan aşeriyordu, ona da patlıcan alıp pişirdim öğle yemeği için.
 
 
Birçok fotoğraf meraklısına ilham olan Datça Deveboynu (Knidos) feneri, 
 
 
 
Palamutbükü  balıkçı barınağına bağlandık.
 
 
 
 
 
 
 
Fotojenik bir şirine :))
 
 
 
Gecemiz.
 
 
Güzelliği ile, Can Yücel'e ilham olan bu büyülü yere şimdilik veda vakti. Uzun zamandır görmeyi arzu ettiğim Simi için heyecan başladı şimdiden. Son eksiklerimizi tamamlayıp, yola çıkacağız sabahleyin. Simi'de görüşmek üzere...